27 Haziran 2017 Salı

1984 - George Orwell

Birkaç ay önce distopya okuma kararı almıştım. Bunun için de ilk olarak Otomatik Portakal, Hayvan Çiftliği, 1984 ve Fahrenheit 451'i satın aldım. Okumaya başladığım ilk kitap Fahrenheit 451'di ancak kitabı bitiremedim. Bu kadar güzel bir konunun böyle vasat işlenmesine tahammül edemedim sanırım. Ardından Orwell'ın Hayvan Çiftliği'ni okudum, gerçekten güzel bir eserdi. Yazısına şuradan ulaşabilirsiniz. Geçenlerde de 1984'ü bitirdim.

Kitap 350 sayfa ve Can Yayınlarından çıkmış. Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde içinde yaşanılan dünyayı tanıyor ve kahramanımız Winston Simith'le tanışıyoruz.

İkinci bölümde Winston ve Julia'nın "yasaklanmış" aşkı anlatılıyor ya da ilişkisi.

Son bölümdeyse ikilinin yakalanması, işkence süreçleri ve sonrası anlatılıyor. İşkencenin sonunda her ikisi de kendilerine yapılmasını istemedikleri şeyleri (en büyük korkularını) diğerinin yaşamasını isteyerek haykırıyorlar.

Kitapta Büyük Birader'in yönettiği bir ülkeyle karşılaşıyoruz. Bu öyle bir ülke ki tarih sürekli görevliler tarafından günün gerektirdiği şekilde yeniden yazılıyor, insanlar tele ekranlar vasıtasıyla sürekli gözleniyor, dil tekrar inşa ediliyor ve insanlar çocuk yapmak dışında sevişemiyor; çünkü zevk almak yasak. Tabii ki bu yasaklar sadece partililer için geçerli. Proleterler için değil; çünkü partiye göre "Proleterler ve hayvanlar özgür!"

Kitapta dikkatimi en çok çeken şey partinin dili yeniden inşa etmesi oldu. Dilin inşası için dilden birçok kelime atılıyor; çünkü dil, düşünceyi şekillendiriyor. Ne kadar az kelimeye sahip olursanız o kadar az düşünürsünüz. Parti aynı zamanda kavramların da içini boşaltıyor. Örneğin; savaş bakanlığının adı barış bakanlığı, gerçekleri değiştiren bakanlığın adı da doğruluk bakanlığı. Eski kitaplar da yeni dile uygun biçimde tekrar yazılıyor. Partiye göre dil yetkinliğe ulaştığı zaman devrim tamamlanmış olacak! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ses ver ki orada olduğunu bileyim :))